Zeytin Dalı Harekatı nda Yaralanan Asker, Adıyaman a Getirildi

“Zeytin Dalı Harekatı”nda yaralanan Piyade Uzman çavuş Mesut Ekinci, “Orada savaşan personelin moral iyi. Genel olarak hepsi tecrübeli ve harekata katılmış birlikler. Tedavimin ardından en kısa zamanda görevime döneceğim.” dedi.

Afrin’deki harekatta yaralanıp Kilis’teki tedavisinin ardından memleketi Adıyaman’a getirilen Ekinci, ziyaretçilerini kabul ediyor.

Besni Kaymakamı Ahmet Gencer, İlçe Jandarma Komutanı Kıdemli Başçavuş Arif Bekar ve İlçe Emniyet Müdürü Cemal Avan’ı evinde ağırlayan Gazi Ekinci, harekat hakkında bilgi verdi.

Tunceli 4. Komando Tugayında görevli olduğunu geçici görevle Zeytin Dalı Harekatı’na katıldığını anımsatan Ekinci, çatışma halindeyken mevzi değiştirdiğini o esnada silahının ateş alması sonucu kazayla kendisini yaraladığını anlattı.

Harekatta teröristlerin geri çekiliş içinde olduğunu ifade eden Ekinci, şunları kaydetti:

“PYD’nin olduğu tepeleri biz alıyoruz. Sis bombaları ve havan topları atarak o bölgeyi teröristlerden temizliyor, emniyete alıyoruz. Bizim arkamızdan da Özgür Suriye Ordusu birlikleri geliyor. Genel olarak tepeleri emniyete alıyor, sonra da bizim tankları ve ÖSO birliklerini içeri alıyoruz. Bu şekilde ilerliyoruz. Orada savaşan personelin moral iyi. Genel olarak hepsi tecrübeli ve harekata katılmış birlikler. Tedavimin ardından en kısa zamanda görevime döneceğim.”

Gencer de operasyon dolayısıyla yediden yetmişe herkesin kentlendiğine belirterek, tüm tehditlerin bertaraf edildiğini vurguladı.

Mazlumların umudu olmaya devam edeceklerine dikkat çeken Gencer, mücadelelerinden dolayı Tüm mehmetçiğe ve Ekinci’ye teşekkür etti.

Gazi Ekinci’nin Fırat Kalkanı Operasyonunda da görev aldığı öğrenildi.

Gölbaşı İlçesinde Okul Güvenliği Toplantısı Düzenlendi

Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesinde Kaymakam Can Aksoy başkanlığında okul güvenliği toplantısı düzenlendi.

Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesinde Kaymakam Can Aksoy başkanlığında okul güvenliği toplantısı düzenlendi.

Gölbaşı Belediye Konferans Salonunda gerçekleştirilen toplantıya Kaymakam Can Aksoy, Belediye Başkanı Yusuf Özdemir, İlçe Emniyet Müdürü Aytaç Uçan, İlçe Jandarma Komutanı personel Yüzbaşı Erdinç Ağca koyunlu, İlçe Milli Eğitim Müdürü Ali Şeyh Özdemir, köy ve mahalle muhtarları ile okul aile birliği başkanları katıldı.

Saygı Duruşu ve İstiklal Marşının okunmasıyla başlayan programda açılış konuşmasını yapan Milli Eğitim Müdürü Ali Şeyh Özdemir, ilçede bulunan okul ve öğrenci sayıları hakkında genel bilgi vererek, okullarda güvenlik kameralarının olduğunu, güvenlik kamera sayısı az olan veya hiç bulunmayan okullarımızın da bu eksikliklerinin en kısa zamanda tamamlanacağını belirtti. İlçe Emniyet Müdürü Aytaç Uçan ise okul güvenliğinin sağlanması için her okula bir polis görevlendirmesinin yapıldığını, ekiplerin sistematik bir şekilde okul önlerine ve öğrenci yurtları çevresinde sürekli devriye görevi yaptığını, okul servis araçlarının denetlendiğini ve okul çevreleri ile internet kafelerde öğrencilere yönelik uyuşturucu ve tek sigara satışları konusunda gerekli denetimlerin yapıldığını söyledi.

İlçe Jandarma Komutanı Erdinç Ağcakoyunlu, jandarmanın sorumluluk sahasında jandarma ve güvenlik korucularının gerekli tedbirlerin alındığını, okul idarecileri ile sürekli irtibat halinde olduklarını ifade etti.

Belediye Başkanı Yusuf Özdemir, ilçe genelinde emniyet müdürlüğü ve jandarma ekiplerine yapmış olduğu çalışmalardan dolayı teşekkür ederek yerel yönetimler olarak eğitim konusunda ne gerekiyorsa yaptıklarını, bundan sonra da yapacaklarını dile getirdi.

Kaymakam Can Aksoy ise toplantının okulların güvenliği için yapıldığını belirterek, okulların sadece güvenlik güçlerinin sorumluluğunda olmadığını, bunun okul aile birliği ve mahalle muhtarları veliler olarak herkesin görevi olduğunu, okullarımızdaki kamera sayılarında görülen eksikliklerin giderileceğini vurguladı. – ADIYAMAN

Gölbaşı İlçesine 300 Kişilik Kyk Yurdu ve Gençlik Merkezi Yapılacak

Adıyaman’ın Gölbaşı Belediye Başkanı Yusuf Özdemir, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile yaptığı görüşme sonucu Gölbaşı ilçesine 300 kişilik Yükseköğrenim Yurdu ile Gençlik Merkezinin kurulacağı müjdesini verdiğini söyledi.

Adıyaman’ın Gölbaşı Belediye Başkanı Yusuf Özdemir, Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak ile yaptığı görüşme sonucu Gölbaşı ilçesine 300 kişilik Yükseköğrenim Yurdu ile Gençlik Merkezinin kurulacağı müjdesini verdiğini söyledi.

Belediye Başkanı Yusuf Özdemir, “AK Parti Adıyaman Gençlik Kolları Kongresinde Gençlik ve Spor Bakanımız Osman Aşkın Bak ile görüştük. Bizlerin talebi olan, ilçemizin ihtiyacı olan 300 kişilik Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) yurdu için talimat verdi. Ayrıca yine ilçemizin ihtiyacı olan gençlik merkezi için de talimat verdi. Bu iki hizmet ilçemizde çok yakın bir zamanda hizmete girecektir. Bize bu konuda desteğini esirgemeyen Bakanımız Osman Aşkın Bak’a, TBMM Başkan Vekilimiz Ahmet Aydın’a, AK Parti Adıyaman Milletvekilimiz Adnan Boynukara, İbrahim Halil Fırat’a ve Salih Fırat’A, emeği geçenlere teşekkürlerimi sunuyorum” dedi. – ADIYAMAN

Gölbaşı İlçesine İkinci Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Göreve Başladı

Adıyaman’ın Gölbaşı Devlet Hastanesinde Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Hakan Şirin görevine başladı.

Adıyaman’ın Gölbaşı Devlet Hastanesinde Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Hakan Şirin görevine başladı.

Gölbaşı Devlet Hastanesi Başhekimi Doktor Selim Kuşağlı konuyla ilgili yapmış olduğu açıklamada, “Hastanemizde ortopedi ve travmatoloji uzmanımızın dün itibari ile göreve başladı. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Hakan Şirin’e görevinde başarılar dilerim. Ayrıca hastanemize ikinci ortopedi ve travmatoloji uzmanının gelmesiyle hasta muayene sıralarındaki yoğunluk azalarak, hastalar için büyük oranda rahatlama sağlanacak” dedi.

Gölbaşı Devlet Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Polikliniğine atanan Dr. Hakan Şirin, ilk ve orta öğrenimini Nizip’te, lise öğretimini ise Gaziantep’e tamamladı. 2006 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Mezuniyet sonrası mecburi hizmetini Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçe Devlet Hastanesinde yaptı. 2012 yılında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümünde asistanlık eğitimine başladı. 2017 yılında uzmanlık öğrenimini tamamlayarak 2018 yılında Gölbaşı Devlet Hastanesinde çalışmaya başladı. Doktor Hakan Şirin evli ve 2 çocuk babası olduğu öğrenildi. – ADIYAMAN

Gölbaşı İlçesinde Nüfus Artışı Yaşandı

Adıyaman’ın Gölbaşı ilçe merkezi nüfusu 2017 Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre bir yılda 31 bin 283 kişiden 31 bin 587 ‘ye yükseldi.

‘ın ilçe merkezi nüfusu 2017 () verilerine göre bir yılda 31 bin 283 kişiden 31 bin 587 ‘ye yükseldi.

Gölbaşı ilçe nüfusu ilçeye bağlı köylerle birlikte 49 bin 59 oldu. Belediye Başkanı Yusuf Özdemir, nüfustaki bu artışın, Gölbaşı’nın tercih edilen bir ilçe olduğunun göstergesi olduğunu belirtti. İlçe nüfus artışının kendilerini mutlu ettiğini ifade eden Başkan Özdemir, “Gölbaşı Gölü ile özdeşleşen Gölbaşı’nın yaşanabilir bir kent olduğu için nüfus da arttı. Son rakamlara göre ilçenin nüfusu bir yılda 31 bin 283 kişiden 31 bin 587’ye yükseldi. Nüfusumuz bir önceki yıla göre 304 kişi artmıştır. Gölbaşı’nı geleceğe taşımak adına göreve başladığımızdan bugüne önemli projelere imza attık. İnanıyorum ki, yapacağımız hizmetlerle Gölbaşı daima insanlarımızın tercihlerde önceliği alacaktır” dedi. – ADIYAMAN

Kenan Evren, Atatürk’ü azıcık anlasaydı, ülkenin evlatları FETÖ’ye teslim edilmezdi

Kitabınızda, askeri vesayetin temellerinin atıldığı tarih olarak 27 Mayıs’ı gösteriyorsunuz. Askeri vesayetin Türkiye’deki süreci ile ilgili kronoloji yapıyorsunuz. Sizin değerlendirmenize göre 27 Mayıs’ta başlayan “askeri vesayet” en üst noktasına ne zaman ulaştı, hâlâ mevcut mu?

“Askeri vesayeti inşa etme süreci 27 Mayıs’ta başladı. 12 Mart’ta önemli bir zıplama yaptı. 12 Eylül 1980 darbesi ise en önemli köşe taşlarından birisiydi. 12 Eylül, askeri vesayetin en üst noktasına ulaştığı dönemdir. Ancak psikolojik etkileri bakımından 28 Şubat’ı da dikkate alabiliriz. Onun için tarihsel bir derinlik içinde konuyu ele almayı uygun buldum. Osmanlı’nın III. Selim’den itibaren modernleşme tarihini doğru bir yere oturtmak gerekir. Devleti ayakta tutmanın yolu olarak ordunun modernizasyonu merkeze konmuştur. Bu sayede Osmanlı devletinin ömrünü uzatmıştır. Aynı Ordu, önce ülkeyi işgalden kurtarmış, ardından da Cumhuriyeti kurmuştur. Askeri vesayeti bu tarihsel olgu içinde ele almalı ve sadece demokrasi karşıtlığı olarak algılamamalıyız. Çünkü asker millet kavramı vardır. Bu millet askerini sever ve ona güvenir. Bu olguyu bir kenara iterek davranamayız. Geleneksel ve psikolojik boyutları da olan bir kavramla karşı karşıyayız. Nesnel bir gözle incelemeye çalıştım.”

Kenan Evren, Atatürkü azıcık anlasaydı, ülkenin evlatları FETÖye teslim edilmezdi

Nasıl bir felaketten bahsediyorsunuz ?

“Liyakatı bir kenara bırakır, grup aidiyetiyle devleti yönetirseniz olmaz. Devlette o grup egemen olduğunda, diğerlerini sinek gibi görür. Ezmeye başlar. Yoksa sadece iç mücadeleyle, iç egemenlik kavgaları ile mücadele eden ülke durumuna düşeriz. Önümüzdeki dönemde çok daha geriye gideriz. Çok açık ve nettir. Çözüm, yönetenlerin ayrım gözetmeksizin herkesi kucaklamasından; çağdaş hukukun ve bilimin rehberliğinin egemen kılınmasından geçmektedir. Reçetesi bu. Cumhuriyeti kuranlar böyle kurdu, sonra bu bozuldu. Başka istikametlere gidildi. Ama bugün bunu tekrar tesis eder, kurarsak yaşarız. Kuramazsak çok ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalırız. Bölgedeki jeopolitik gelişmeler bu tehlikeyi her gün daha çok hissettiriyor. 16 devlet kurduk diye övünüyoruz. 15’ini de biz yıktık. Bu hatalarımız yüzünden yıktık. 16.’ncının da böyle bir kaderle karşı karşıya kalmaması için çaba göstermeliyiz. Benim çabamın merkezinde bu var. Başka da hiçbir kaygı içerisinde değilim. Ülkemize sahip çıkmak zorundayız.”

Kitabınızda TSK’da komuta kademesinin Atatürk’ü sevdiğini ama doğru anlamadığını söylüyorsunuz. Bunun sonuçları ne oldu ?

“Biz Atatürk’ü doğru anlamadık. Atatürk’ü sevdik ama anlamadık. Cumhuriyeti de anlamadık. Cumhuriyet’in kıymetini de bilmedik. Cumhuriyet bir anlamda Batı ile aramızdaki 200-300 yıllık mesafeyi kapatmanın reçetesiydi. Biz bunu doğru kullanamadık. Atatürk’ü doğru anlamayanlar sadece komutanlar değildi. Siyasi liderler de Atatürk’ü doğru anlamadı. Mesela, hem siyasi hem de askeri şapkası olan, Türkiye’nin kaderinde çok önemli bir role sahip olan Kenan Evren… Atatürk’ü mutlaka çok seviyordu ancak hiç anlamadığını gözledim. Eğer azcık anlamış olsaydı, bu ülkenin evlatları FETÖ’ye teslim edilmezdi. Üstelik de 1982-1986’da Gülen’in ne yapmak istediğini net bir şekilde görmüşler. Bunu gördükten sonra o çocuklarımız yurtlara verildi. Oysa Türk ordusu bu ülkede üniversitede okuyan çocuklarının yurt sorununu 1 ayda çözerdi. 12 Eylül milattır. Çünkü ABD’nin Yeşil Kuşak projesi birebir uygulanmıştır. Tabii şunu da ifade etmek lazım; hem Yeşil Kuşak’ı uygula hem Gülen’i karşına al! Bu, olamazdı. O nedenle dağa taşa Atatürk yazdırdılar ama ülkeyi de Atatürk’ün yolundan uzaklaştırdılar. Açık ki, O’nu hiç anlamamışlar. Sonuçları da vahim olmuştur.”

TSK’daki FETÖ sorunsalı 15 Temmuz darbe girişimi ile iyice gün yüzüne çıktı. Bu kadar FETÖ’cü TSK’ya yıllar içinde nasıl yerleşti, neden kimse görmedi, göremedi?

“Aslında 28 Şubat’ın öncesinde tehlike fark edildi. Bir sürü iddianamede var. Sayılar ortada. Geçmişte TSK’dan atılanların çoğunun FETÖ’cü olduğunu biliyoruz. Ancak o dönemde, 28 Şubat ve devamında laikliğin uygulamasında laiklikle türbanı özdeş kılan bir yaklaşım sergilendi ve bu çok pahalıya mal oldu. İki türlü pahalıya mal oldu. Birisi vatandaşla askerin arasının açılmasına neden oldu. Çünkü, insanların kıyafeti askerin ilgi ve yetki alanına giren bir konu değildi. Lüzumsuz bir şekilde asker bu konuya karıştı ve soyutlandı. İkincisi FETÖ bütün adamlarına ikinci bir maske taktırdı. Atatürkçü maskesi taktırdı. Yani, “Atatürkçü yaşam biçimini sergileyen insanlar olun” dedi. Dolayısı ile insanlar kendilerini hem çok iyi gizlediler hem de çift kimlikli oldular.
Bir de bu dönemde TSK’nın devletin diğer unsurlarıyla daha önceden organik biçimde kurulmuş bağları zayıfladı, kopartıldı. Mesela MİT ile Silahlı Kuvvetler’in bağı bu dönemde çok zayıfladı. Haber alma imkân ve kabiliyeti daraldı. Öte yandan FETÖ’nün devlette palazlanması 2002’den sonradır. O dönemde de, askeri vesayeti kaldırma bahanesi ile atılan adımlar çok pahalıya mal oldu. Askerin eli kolu bağlandı. Asker her şeydi, hiç haline geldi. İkisi de ülke için tehlikelidir…”

“Hiç haline gelmiş TSK” 15 Temmuz’da darbe yapmaya nasıl cesaret etti?

“Bir defa darbeye Silahlı Kuvvetler kalkışmadı. Darbeye, sivil imamlar, bütün devlet kurumlarına ajan olarak yerleşmiş unsurlarla birlikte subay, asker elbisesi giyen hain bir grup girişti. Başarılı olamadılar. TSK’nın gövdesi karşı çıktı. Engelledi. Onların başarısızlığının çeşitli sebepleri var. Dış desteğe dayalı olarak bir darbeyi yapabileceklerini zannettiler. Türk ordusu içerisindeki her zaman devletten yana olan, herhangi bir siyasi saik ile hareket etmekten uzak duran vatansever, milli, meşrutiyetçi, Atatürkçü karakterdeki askerlerin varlığını küçümsediler. Doğru değerlendirme yapmamışlardı. Küçük dokunuşların da büyük sonuçlara neden olacağını dikkate almadılar. Ayrıca iç kamuoyunu, ortamını doğru değerlendiremediler. Halkın direncini, siyasetin direncini, medyanın direncini hesaplayamadılar.

Bununla ilgili söyleyebileceğim bir şey daha var. O da şu: Bu grup, içinde demokrasi barındıran bir grup değil. Yukarıdan birisi emir veriyor, aşağıdakiler uyguluyor. Belki garip gelecek ama bu insanların önemli bir özelliği biat ederek örgüt içinde konum elde etmiş olmaları. Öte yandan doğru değerlendirmeyi yapsalar bile onu söyleyememişlerdir. O medeni cesaret onlar da yoktu. ‘Yanlış yaparız, bu girişim bizim yıkımımıza neden olur’ diyememişlerdir. Yapı buna uygun değil.”

Kitabınızda TSK’daki en büyük yıkımı “Güven” duygusunun tahrip edilmesi olarak nitelendiriyorsunuz. Bu tahribatı FETÖ mü yarattı ?

“Sadece FETÖ ile ilgili değil. FETÖ’nün Silahlı Kuvvetler’den temizlenmesi tek başına bir güven unsurudur. Onun altını çizeyim. Ben FETÖ’nün hiçbir ferdinin kalmayacak şekilde TSK’dan temizlenmiş olmasından mutluluk duyarım. Bunun Türkiye’nin varoluş mücadelesi olduğu kanaatindeyim. Ancak, 15 Temmuz’dan sonra siyasi iktidarın attığı kimi adımlar doğru da değildi. Siyasi iktidar Silahlı Kuvvetler’i böldü, parçaladı. İlk yaptığı şey kuvvetleri ayrı ayrı Milli Savunma Bakanı’na bağlamak oldu. Genelkurmay Başkanı’nın çok boşta kaldığını görünce harekât ve istihbarat yönünden kuvvetleri yeniden bağladı. Genelkurmay Başkanı, Türkiye’de Fevzi Çakmak ile birlikte başlayan bir itibara sahiptir. O yapı ortadan kaldırıldı. Şu anda Genelkurmay Başkanı’nın rolü son derece zayıftır. Yeni bir yapılanmaya gidilebilirdi. Yapılmadı. Askeri sağlık sistemi bozuldu. Öte yandan okullar kapatıldı. Okulların kapatılması, içlerinin boşaltılması doğruydu. Okulların bir kısmı açılmadı. Açılmayacak. Açılmaması yanlış. Ayrıca okullara yeni alınan öğrenciler üzerinde siyasi iktidarın nüfuzunun olduğunu duyuyoruz. Torpille iş görülürse ülke ve TSK için kötülüktür. Çünkü bu, Ordu’yu uzun vadede siyasetin aynasını haline getirir. Mesela bazı subayların siyasi iktidarın gözüne girmek maksadı ile bazı tavırlar içinde olduğunu duyuyoruz. Bazı isteklerde bulunuyorlarmış. Siyasi iktidarın gözüne girmek amacıyla hareket ediyorlarmış. Asker komutanından emir alır. Başkasından emir alırsa ondan asker olmaz. 15 Temmuz’un dersidir. İnsanlar terfi, tayin yani ikbal için gözünü siyasete dikerse tehlikeli sonuçlara yol açar. Yanlıştır.”

Kitabınızda “Karanlık Savaş” yöntemlerinin yakın geçmişte TSK’ya karşı uygulandığına değinmişsiniz. Bu uluslararası güç odaklarının benzer “Karanlık Savaş” yöntemlerini hükümet için de uygulandığı söylenebilir mi ?

“Türkiye’ye büyük bir saldırı var. Bunu büyük bir Karanlık Savaş girişimi olarak nitelendirebiliriz. Özellikle güneyimizde, Suriye’deki jeopolitik gelişmeler geleceğimizi tehdit etmektedir. Bu oyunu çok geç de olsa Cumhurbaşkanının gördüğünü ve tedbir aldığını düşünüyorum. Ama hem kendi hatalarının ortaya çıkardığı bir durumdur hem de geliştirilen politikalar yetersizdir. Bütün Türkiye’yi arkasına alan politikalar geliştirmediği takdirde bu karanlık savaşta kazanmanın zor olduğunu görüyorum. Kitapta bu konuya sebep ve sonuçlarıyla çok geniş olarak yer verdim.”